22 Nisan 2015 Çarşamba

Golden Rainbow (2013) - Son pişmanlık neye yarar?


arka fonda müslüm baba
Uzun dizileri daha doğrusu aile dizilerini sevdiğimi biliyorsunuzdur artık zira zilyon kere söylemişimdir :D Ama bu dizi ezberi bozdu.
Dizi kendini 16-17 bölümlük dizi sandı sanırsam 41 bölüm boyunca acı çektik, yıldık, ağladık, harap olduk. Kötüler 41 bölüm kazandı, iyiler 15 dk. 
Hala çok sinirliyim. 
Dizide o kadar çok çıban başı, o kadar çok kötü insan var ki hangi birine kızacağını şaşırıyor insan. 


Önce konuyu anlatayım size. Yine başarılı bir şirketimiz var. Altın Group. Fotoğrafta gördüğünüz Halmonie gençliğinde canı dişine takarak kurmuş bu şirketi. Oğlunun yetim bir kızla evlenmesini kabul edemiyor ve ayırmaya çalışırken oğlu ölüyor.
 Daha sonra oğlunun kızını ( Jang Ha Bin- Kim Baek Won) annesinden koparıp kendi yanına alıyor derken  üstteki fotoğraftaki gözlüklü adam ( Allah'ın belası) çocuğu kaçırtıyor. Niyetini anlayamadık çünkü çocuk kaçıran adamdan da kaçıyor fakat denize düşüp sürükleniyor ve başka bir kıyıya vuruyor. ( Pinocchio daki gibi yani, eğer anlatamadıysam) Başka bir çocuk (Kim Man Won) da onu buluyor ve yalnızlığından kurtulmak için onu kardeşi gibi büyütmeye karar veriyor. 
Kim Man Won ise büyükannesi yaşıyor fakat büyük annesi baya hasta. Kız geldikten bir kaç gün sonra büyük annesi ölüyor ve tek başlarına kalıyorlar. Karınlarını doyurmak için balık çalarken Kim Han Jo ve Eok Jo tarafından yakalanıyorlar ve sonunda Kim Han Jo onları evlatlık almaya karar veriyor. Zaman içinde bir kaç çocuk daha evsiz kalıyor ve bir şekilde Kim Han Jo onları evlatlık alıyor.
 Böylelikle bu gönlü geniş, kendinden çok başkalarını düşünen adam 7 çocuğu evlatlık alıyor. Bildiniz "Gökkuşağı" bu yedi çocuktan geliyor.


Oyuncuları genel olarak sevdim özellikle Young Won hem küçüklüğünü oynayan şekercik hem de büyüklüğünü oynayan çocuk süperdi :D Uee yi pek sevemedim ama idare ettik. Onun dışında diğer çocuklar biraz daha bilindik isimler olsaydılar daha çok rolleri olsaydı güzel olurdu sanki. 

Dizide her iki kişiden biri kötü, manyak, paragöz. Yıldım ve başladığıma pişman oldum. Ağır dram seviyorsanız diziyi sevebilirsiniz ama benim gibi tercihiniz daha çok romantik- komedi ise yaklaşmayın derim.


Bu kadar kötüledim iyi yanı yok mu? Olmaz mıı Jung Il Woo var Heart to Heart'ın dedektifi var. 
Aslında dizinin ortaları eğlenceli bile sayılabilir. Ama başroldeki kızın başına o kadar kötü şey geliyor ki bu diziye baktığımda bir tek acı görüyorum. Para hırsının bir insanı canavarlaştırışını görüyorum.


En sinir olduğum bir başka nokta da Kim Chun Won -bir başka evlatlık- kişisi ( Cha Ye Ryun) sürekli arkadan bıçaklıyor, sürekli kötülük yapıyor sonra da beni seven kimse yok, bana sarılacak kimse yok, sende şirkette var ailede var Do Young( Jung Il Woo) benim olsun diye mal mal dövünüyor. Tut saçından sürükle. Mesela benim gözümde bu kadının  mutlu sonu olmamalıydı! Bknz:

he anam he


Ağzına sağlık!

Bir başka sinir olduğum nokta ise esas oğlan salaklığı. Kızın iyiliği için kıza yapmadığı kalmadı ( bknz: ablam dediği kişiye evlilik teklifi) Tamam yani bunların hepsini babası ona güvensin diye yaptı ama yok yani kabullenemiyorum. İlla işi iyice imkansızlaştırıp,yüzüne ben seni sevmiyorum senle oynadım zart zurt zırvalıyıp arkadasını dönüp ağlama, tüm acıyı yüklenme olacak. 


Bunlarda kızın salaklığından doğan replikler;



Ve diğer replikler ;



Hayır yani arkadanı dönüp gittin de noldu? :D 




Siz de haklısınız madem sevmedin niye bu kadar post yazdın diyeceksiniz ama sevdim galiba. Sevdim sevmesine de bunun yerine daha eğlenceli şeyler izleyebilirdim daha iz sinir olurdum gibi geliyor. Neyse izledik artık yapacak bir şey yok. Dediğim gibi dram seviyorsanız ya da böyle entrikalar oyunlar cinayetler falan seviyorsanız izleyin aksi ise yaklaşmayın aman diyim :D

2 Aralık 2012 Pazar

Blog; seni seviyorum.

   İnsan bazen bir boşluğa düşüyor ve tutunacak dal arıyor. Bakınıyor çevresine. 
Böyle zamanlarda birinde izlediğim bir dizi aracılığı ile birkaç arkadaş edindim. O sıralar liseye yeni başlamıştım. Pek girişken değilimdir. Hatta hiç değilimdir. İşin aslı pek konuşmayı da sevmem. Sessizlik sakinlik isterim. Ama yalnız da kalamıyor insan. Elbet bir dosta ihtiyaç duyuyor. Bazen insana ailesi yetmiyor. Senin gibi düşünen birilerine gereksinim duyuyorsun. Düşüncelerini paylaşmak istiyorsun. Neyse işte başta sadece dizi muhabbeti yaptığım arkadaşlarla bir bakmışız dost olmuşuz. Dertlerimizi sevinçlerimi gelip ilk paylaştığımız kişiler olmuşuz. Çok farklı bir duygu aslında. Karşında daha hiç görmediğin biri var. Onunla sohbet ediyor bir yandan da sevgini veriyorsun.  

   Diyebilirsiniz sanal bir dostluk ne kadar gerçek olabilir ki diye. Bende öyle derdim. Ama insan bazı şeyleri içine girmeden anlamıyor. Şimdi düşüncelerim değişti. Elbette bu ortam güvenilir değil,ne olacağı belli olmaz ama bir yerde insanların niyetleri belli oluyor bence. Ya da Allah karşıma iyi insanlar çıkarmış diyeyim. Tabi çok uzun sürmedi kimi dostluklarım. Dağıldı gitti. Eski yakınlık kalmıyor. Bir yerden sonra soğuyor insanlar. Nedenini henüz bulamadım ama böyle. İnsanlar çeşit çeşit. Ne düşünürler anlayamıyorsun ki. Bir anda irtibatı kesiveriyorlar. Elin kolun bağlı kalıyor. Ne yapabilirsin ki? Belki de seni kandırdı. Belki de başına bir şey geldi. Belki de,belki de. Bilemiyorsun.

   Ama kimisiyle de hala görüşürüm -2 yıldır- Hala samimi bir dostluğumuz var. Araşırız,mesajlaşırız. Dertleşir,gülüşürüz. Yeni insanlar tanımak güzel. Her insan farklı bir dünya. İçinde nice güzellikler var,keşfedilmeyi bekliyor. Bloglar da böyle. İnsanların düşüncelerine kapı aralıyorlar. Okuyorsun,kiminde kendini buluyorsun,kiminde eğleniyorsun,kiminde tanımadığın biri için üzülüyorsun,kimi sana hayat dersi veriyor,kimi seni uyarıyor,kimi farklı bir bakış açısı kazandırıyor. Uzaaar gider bu liste. İşte bu yüzden blogları severim,bir blogger olmadan önce de severdim. Düşüncelerin kat ettiği yollar,ulaştığı insanlar neresi kestiremiyorsun. Ve bu çok güzel bir duygu.

1 Aralık 2012 Cumartesi

A Millionaires First Love (2006)


Anyonghaseyo yorobun! Calcinesso? :))


Bugün bloguma baktım,baktım,baktım ve tasarımından sıkıldığımı fark ettim. Evet şaka maka dört ay olmuş. Hayret nasıl bu zamana kadar sıkılmadıysam. -,- Çok sıkılgan bir kişiliğim var. Minik minik de olsa yenilikler yapmayı severim. Güzel mi olmuş kötü mü bilemedim ama yaptım bir şeyler. Beğenmezsem ya da beğenmezseniz değiştiririz canıım. Biraz da böyle kalsın. ^^ 

Aslında bugün hiç yazasım yoktu. Ama yine de  taslaklarımda bekleyen yazı bana üşümüş kedi yavrusu gibi bakınca,içim burkuluverdi. Karalayayım bir şeyler dedim. Hem her hafta film postu yazmak adet olmuşken yazmamak olmaz. 
Biliyorum bu filmi izlemek için bir hayli geç kaldım. Ne demişler geç olsun,güç olmasın ama değil mi? Hala izlemeyen var mı ki de tavsiye edeceğim desem de yazmadan edemedim. Geçelim mi filme?


Bir zamanlar izlemek için açıp sıkılıp kapattığın fakir ama gurulu bir film vardı ya!
İşte o film gün gelir seni zırıl zırıl ağlatır Sulliciğim.
Konusundan başlayalım;
  Kang Jae Kyung büyükbabasının mirasının  tek varisidir. Mirasın ve anne babasız büyümüş olmanın verdiği  etki ile sorumsuz,şımarık,umursamaz,aşk arkadaşlık dostluk gibi duygulara önem vermeyen,paranın ona her kapıyı açacağını düşünen biridir. 18 yaşına bastığı gün büyükbabasının mirası okunur ve şaşkınlık içinde kalır. Mirasa ancak belirtilen koşulları yerine getirirse sahip olacaktır. Mirası alabilmek için Kore'nin uzak taşralarından Boram'da hiçbir varlığı olmadan bir yıl geçirip oradaki okuldan mezun olması gerekir. Boram onun büyümesine ve  çocukluğunda yarım kalan hikayesini tamamlamasına yardımcı olur. 


"Keşke mutlu sonla bitseydi be!" kervanıma katılan bir filmdi. Bu aralar hep hüzünlü şeyler izliyorum ve mutsuz bitiyor. Sıraya More Than Blue'yu koymuştum ama izlemek istemiyorum. Zira yeterince ağlattı beni A Millionaires Love. Genelde filmler beni çok etkileyemez. Yani etkiler ama diziler kadar değil.  Yüreğime tam olarak işleyemez. Bu film o konuda daha başarılı. Tam da yüreğine dokunuyor insanın. 
  

Karşındaki insan, sevdiğin, günden güne eriyor görüyorsun. Her geçen gün ölüme bir adım daha yaklaşıyor  ama çaresizsin, hiçbir şey yapamıyorsun. Elinden en ufak bir şey gelmiyor. Gelse canını vereceksin o acı çekmesin ben çekeyim; o ölmesin ben öleyim diyeceksin ama yapamıyorsun, sadece son günlerinde mutlu olmasına yardım edebiliyorsun...


Çok duygusala bağlamadan filmden karelere göz atmaya ne dersiniz?


Şu sarı şemsiye davasını bir türlü anlayamasam da hoşuma gidiyor. :))



        

           Ne olursan,kim olursan ol adamım. Aşık olduğun kadının elinde bu hallere düşeceksin. :D 



Bir kızın alabileceği eeeen güzel hediyelerden biri olduğunu düşünüyorum.


                              
 "Biliyorum benimle olmak seni üzüyor,ama seni seviyorum."


                                                   Bir post daha biteer. Esen kalın. :))                                            

25 Kasım 2012 Pazar

Maundy Thursday ( 2006 )



  Hakkında idam kararı alınan bir suçlu,henüz 15 yaşındayken  iğrenç biri tarafından hayatı kararan bir kız. Yeni güne ölüm umuduyla kalkan iki insan.
  Hapishanedeki genç, kardeşinin sevdiği Şükran Günü  şarkıcısını görmek isteyince,hapishane rahibesi yeğeni olan kızı oğlanla buluşturur. Başlarda birbirinden hiç hoşlanmayan iki genç sonrasında birbirlerinin umudu olur.

 Film konusunun değişikliği ile beni çekti kendisine. Mutlu bir son bekliyordum ben olanların aksine. O yüzden izlemeye karar vermiştim.  Mutsuz biten filmlere gıcığım. Ama öyle bitmiş işte naparsın. Cinayet,tecavüz... Bu tür filmleri,dizileri izlerken şükrediyorum. Bir yandan içimden sövüyorum,günaha giriyorum iyi mi. Böyle insanlar olmamalı. Yaşamamalı. İnsan mı dedim. Pardon,mahluklar.  Nasıl böyle şeyler yapabiliyorlar anlamıyorum. Bir can almak... Senin ne haddine. Diğerini bahse bile almıyorum. Nasıl böyle düşünceler barınabiliyor beyinlerinde. Nasıl böylesine insanlıktan çıkabiliyorlar. Buraya ne yazarsam yazayım sinirim geçmeyecek. Ve malesef böyleleri var olmaya devam edecek...

Film bana inanmadığım bir atasözünü hatırlattı. " Görünen köy kılavuz istemez. " ister hem de öyle bir ister ki. Bazen görünen ve gerçek öylesine farklıdır ki aklımız hayalimiz şaşar.

Gelelim filmi beğenip beğenmeme mevzusuna. Filmi izlerken sıkıldığım yerler oldu ama şu sıralar tam bir fiyasko olan film seçimimden sonra harikaydı bile denebilir. Keşke bir de mutlu son olsaydı. Son sahneler beni bitirdi... :( Filmden bir kaç kare paylaşmak istiyorum.


Bende öyle düşünüyorum. Kolay değildir değişmek.


Eğer yok olsaydı dünya gerçekten yaşanmaz olurdu.




Sevmek,ne güzel şey,yarabbim. :)





İzleyeyim mi yani sadede gel derseniz. Siz bilirsiniz. Kesinlikle izleyin acayip beğendim diyemem ama çoook sıkıldım berbattı da diyemem. Orta halli bir film. Boş bir zamanda seyredilebilir. :)



        Allah,kaderimizi güzel eylesin,bizleri iyi insanlarla karşılaştırsın. ( Amiiin!)

*Resim alıntı,replikler bana aittir. 

24 Kasım 2012 Cumartesi

Runway Cop ( 2012 )



  İzleyelim,post yazalım ama ne izleyelim derken geçen haftadan listeme koyduğum Podyumdaki Aynasız'ı şükür ki bugün bitirebildim. Bir saatini geçen hafta izlemiştim acayip sıkılıp sonra izlemek üzere kenara kaldırmıştım. Ama içim içimi yedi. Hem yazarım diye bloguma sıradaki olarak koydum sözümden dönmüş olmayayım dedim hem de yorumlar çok iyiydi hakkında. En azından benim gördüklerim. Çok güldüm,çok eğlendim tarzında şeyler denilmiş arkasından. Bende geri kalanını izlemek için oturdum. En azından sonunun güzel bir yere bağlanmasını umut ettim. Gel gör ki benim için tam bir fiyaskoydu. Geçen hafta bahsettiğim Crazy Waiting'den sonra bir de bu gelince...


   Ne desem ki. Kang Ji Hwan'ı çok severim esasen. Filme biraz da beni o çekmiş olabilir. Filmin afişine bakınca gördüğüm Recep İvedik tarzı göbekli,pasaklı o Kang Ji Hwan'ı görünce moralim biraz bozulsa da "Ama bak film boyunca böyle değilmiş,hadi bir şans ver. " dedim kendime. Hevesim çok kaçmadan başladım izlemeye. Lie To Me'deki o asil,karizmatik adam gitmiş yerine bu gelmiş. Yıkıldım desem yeridir. Baştan aşağı her şeyi gözüme battı film boyunca. Duruşu,yürüyüşü,gülüşü,bakışı... Hiç yakışmamış ona. Başka biri olsa belki daha izlenebilir olabilirdi,orasını bilemeyeceğim.


   Ha komik mi? Evet. Ama sadece o kadarcık komedi izletmez filmi. Absürt bir komediydi. Karakterler gereksiz şeylerle bezenmişti. Konu daha iyi işlenip daha sevilesi bir komedi çıkabilirdi. İzlemek isteyenlere tabiki bir şey demiyorum. Merak ediyorsanız buyrun izleyin. Ama ben güzel zaman geçireceğim,film önerisi istiyorum derseniz izlemeyin çingularıım. Filmi biraz fazla kötüledim sanırım. Ama ne yapabilirim içimden geçenler bunlar. Her yapıma da harika,oo süper olmuş diyemeyiz elbette içinden böyleleri de çıkacak.






Bir şu adama bakın,bir de şuna.




Hele o cıbıl cıbıl dolanmasına deli oldum.  İzlemeyeydim keşke. 


Benden bu kadar,görüşmek üzere. Bir film postu daha yayınlayacağım bu hafta. Ne boş insan diyorsunuz değil miii?  :)) Amma velakin işin aslı başka. Bir sürüü sınavım var. Sınavlardan kaçıp buraya sığınıyorum. Bakalım notlar ne alemde olacak. ^^

*Resimler alıntıdır.