25 Kasım 2012 Pazar

Maundy Thursday ( 2006 )



  Hakkında idam kararı alınan bir suçlu,henüz 15 yaşındayken  iğrenç biri tarafından hayatı kararan bir kız. Yeni güne ölüm umuduyla kalkan iki insan.
  Hapishanedeki genç, kardeşinin sevdiği Şükran Günü  şarkıcısını görmek isteyince,hapishane rahibesi yeğeni olan kızı oğlanla buluşturur. Başlarda birbirinden hiç hoşlanmayan iki genç sonrasında birbirlerinin umudu olur.

 Film konusunun değişikliği ile beni çekti kendisine. Mutlu bir son bekliyordum ben olanların aksine. O yüzden izlemeye karar vermiştim.  Mutsuz biten filmlere gıcığım. Ama öyle bitmiş işte naparsın. Cinayet,tecavüz... Bu tür filmleri,dizileri izlerken şükrediyorum. Bir yandan içimden sövüyorum,günaha giriyorum iyi mi. Böyle insanlar olmamalı. Yaşamamalı. İnsan mı dedim. Pardon,mahluklar.  Nasıl böyle şeyler yapabiliyorlar anlamıyorum. Bir can almak... Senin ne haddine. Diğerini bahse bile almıyorum. Nasıl böyle düşünceler barınabiliyor beyinlerinde. Nasıl böylesine insanlıktan çıkabiliyorlar. Buraya ne yazarsam yazayım sinirim geçmeyecek. Ve malesef böyleleri var olmaya devam edecek...

Film bana inanmadığım bir atasözünü hatırlattı. " Görünen köy kılavuz istemez. " ister hem de öyle bir ister ki. Bazen görünen ve gerçek öylesine farklıdır ki aklımız hayalimiz şaşar.

Gelelim filmi beğenip beğenmeme mevzusuna. Filmi izlerken sıkıldığım yerler oldu ama şu sıralar tam bir fiyasko olan film seçimimden sonra harikaydı bile denebilir. Keşke bir de mutlu son olsaydı. Son sahneler beni bitirdi... :( Filmden bir kaç kare paylaşmak istiyorum.


Bende öyle düşünüyorum. Kolay değildir değişmek.


Eğer yok olsaydı dünya gerçekten yaşanmaz olurdu.




Sevmek,ne güzel şey,yarabbim. :)





İzleyeyim mi yani sadede gel derseniz. Siz bilirsiniz. Kesinlikle izleyin acayip beğendim diyemem ama çoook sıkıldım berbattı da diyemem. Orta halli bir film. Boş bir zamanda seyredilebilir. :)



        Allah,kaderimizi güzel eylesin,bizleri iyi insanlarla karşılaştırsın. ( Amiiin!)

*Resim alıntı,replikler bana aittir. 

24 Kasım 2012 Cumartesi

Runway Cop ( 2012 )



  İzleyelim,post yazalım ama ne izleyelim derken geçen haftadan listeme koyduğum Podyumdaki Aynasız'ı şükür ki bugün bitirebildim. Bir saatini geçen hafta izlemiştim acayip sıkılıp sonra izlemek üzere kenara kaldırmıştım. Ama içim içimi yedi. Hem yazarım diye bloguma sıradaki olarak koydum sözümden dönmüş olmayayım dedim hem de yorumlar çok iyiydi hakkında. En azından benim gördüklerim. Çok güldüm,çok eğlendim tarzında şeyler denilmiş arkasından. Bende geri kalanını izlemek için oturdum. En azından sonunun güzel bir yere bağlanmasını umut ettim. Gel gör ki benim için tam bir fiyaskoydu. Geçen hafta bahsettiğim Crazy Waiting'den sonra bir de bu gelince...


   Ne desem ki. Kang Ji Hwan'ı çok severim esasen. Filme biraz da beni o çekmiş olabilir. Filmin afişine bakınca gördüğüm Recep İvedik tarzı göbekli,pasaklı o Kang Ji Hwan'ı görünce moralim biraz bozulsa da "Ama bak film boyunca böyle değilmiş,hadi bir şans ver. " dedim kendime. Hevesim çok kaçmadan başladım izlemeye. Lie To Me'deki o asil,karizmatik adam gitmiş yerine bu gelmiş. Yıkıldım desem yeridir. Baştan aşağı her şeyi gözüme battı film boyunca. Duruşu,yürüyüşü,gülüşü,bakışı... Hiç yakışmamış ona. Başka biri olsa belki daha izlenebilir olabilirdi,orasını bilemeyeceğim.


   Ha komik mi? Evet. Ama sadece o kadarcık komedi izletmez filmi. Absürt bir komediydi. Karakterler gereksiz şeylerle bezenmişti. Konu daha iyi işlenip daha sevilesi bir komedi çıkabilirdi. İzlemek isteyenlere tabiki bir şey demiyorum. Merak ediyorsanız buyrun izleyin. Ama ben güzel zaman geçireceğim,film önerisi istiyorum derseniz izlemeyin çingularıım. Filmi biraz fazla kötüledim sanırım. Ama ne yapabilirim içimden geçenler bunlar. Her yapıma da harika,oo süper olmuş diyemeyiz elbette içinden böyleleri de çıkacak.






Bir şu adama bakın,bir de şuna.




Hele o cıbıl cıbıl dolanmasına deli oldum.  İzlemeyeydim keşke. 


Benden bu kadar,görüşmek üzere. Bir film postu daha yayınlayacağım bu hafta. Ne boş insan diyorsunuz değil miii?  :)) Amma velakin işin aslı başka. Bir sürüü sınavım var. Sınavlardan kaçıp buraya sığınıyorum. Bakalım notlar ne alemde olacak. ^^

*Resimler alıntıdır.

16 Kasım 2012 Cuma

My Princess (2011)

 Yarım kalan dizileri izleyesim gelmeyince,film izleyesim de olmayınca bende taslakları bir temizleyeyim dedim ve orda zamanında çook anlatasım gelen bir diziyi örümcek bağlarken buldum. Eleyip eleyip bir türlü yayınlayamadığım dizi postunu artık yayınlamak istiyorum ama eksik ama fazla. Öyle boynu bükük taslakta durmasına gönlüm razı olmadı. Evet dizinin bahsetmek istediğim pek çok noktasını unuttum ama yapayım size bu diziyi övmeden duramiyciğim :( Geleyim mi artık asıl mevzuya. ^_^
                                                               
                                                       
- My Princess -

   My Princess. Ahh söylecek anlatacak o kadar çok şeyim vardı kii. Ancak unutuverdim a dostlar bir de spoiler mevzusu var tabi. Önemli tüyolar verip heyecanını kaçırmak istemem efenim. 

   Ba-yıl-dıııım demeden edemeyeceğim,gerçi bayıldığımı buraya gelmeden de anlamışınızdır.  İzlediğim diziler arasında ilk 5 hatta ilk 3'ü bile zorlayabilir. İzlerken fena halde eğlendim. Bir çırpıda bitirdim çünkü ayrılamadım. Ve sanırım Park Hae Young'a aşık olduum :( Allahım o nasıl bir adam ya. Yok yoook öylesi. Bir insan bu kadar mı güzel sever,bu kadar mı güzel belli eder,bu kadar mı korur,kollar. Lee Seol'un yerinde olmayı o kadar istedim kiii! 

  Açıkçası başlarken oldukça tereddütlüydüm. Yok efendim sıradan bir üniversite öğrencisiymiş dee prenses oluyormuş daa. Pek bir sıkıcı,klişe geldi. Evet hala arkasındayım düşüncemin,oldukça klişe ama sıkıcı değil. Öyle güzel işlemişler ki tek bir an sıkmıyor şu prenses olma meselesi falan. Hoş boşa uzatıldığını düşünmüyor değilim. Ama onları bir arada tutan da bu mevzu. Patır patır dökülmemek için zor tutuyorum kendimi şuan. :((

  Konusuna gelecek olursak biraz daha kapsamlı anlatayım ben size. Lee Seol bir gün babasının onu burada bekle döneceğim demesiyle ve geri dönmemesiyle bir müddet yetimhanede kalmış,daha sonra ise yetimhaneden başka bir arkadaşı ile evlat edinilmiştir. - cümlemin muhteşemliği :(( - Aradan yıllar geçer Lee Seol bir üniversite öğrencisi olur. Sıradan biridir,part time işler yapmaktadır. Ve bir gün Kore'nin Prensesi olduğunu öğrenir. Sonrası olaylaar olaylaar. 

Oyunculara bir göz atacak olursak;


- Song Seung Hun

  Kore Günlükleri'nin şu miminde gördüm Song Seung Hun'u. Diğer başrolle sevimli bir gifleri vardı. Bir çılgınlık yapıp izleyeyim dedim. Ne çılgınlık ama :D  Genelde böyle verdiğim ani kararlardan sonra pek bir kızarım kendime ama bu çok isabetli olmuş. Bayram tatiline denk gelmişti bir de. Ne güzel olduu anlatamam. Bu dizideki karakterine gelince. Dedesi,onun sekreteri ve kızı ile büyümüş,babası dedesinin yurt dışı etmesi ile yurt dışında kalan ve bu nedenle baba sevgisinden mahrum kalan biri. Asil,eğitimli,görgülü,bilgili falan filan. Tipik kdrama erkeği yani :D




- Kim Tae Hee

Hani Hae Yeoung tipik kdrama erkeğiydi ya Lee Seol da tipik kdrama kızı sayılır. Ondan konu kısmında biraz bahsettim aslında. Onlar dışında ne söyleyebilirim. Imm. Öncelikle çok şeker biri Lee Seol. Kıpır kıpır. Öğretmenine aşık bir üniversiteli. Babasının döneceği günü dört gözle bekleyen bir kız çocuğu. Parayı,alışverişi pek sever. Tanımadığı bir adamın fişini alıp indirimden faydalanmak isteyecek kadar. Aman ha dediklerimden sonra gıcık bir tip canlandırmayın kafanızda. :))

Şu gıcık kadından bahsetmeyeceğim hıh. Yanındaki de Lee Seol'un aşık olduğu,hayallerine koyduğu profesör. Bu adamı pek çözemedim aslında. Ne buluyor ki bu kadında.

Yani; Park Ye Jin ve Ryu Soo Young.





Bu çifti de çok sevdim.


Dizinin özellikle son bölümlerini çok beğendim. Her anını arşivleyesim geldi. Size de bir kaç replik paylaşayım;












Senin elinden zehir olsa yenir tabi ya,ayıpsıın.








Bu soruya o cevap verilir miydi Seol ya. Of hiç bilmiyorsun burda evet tam burda boynuna sarılıcaktıın.

Eridiğim an! :(






Burda da buharlaştım. Allahım bu nasıl güzel bir tesadüf. Biz düşsek kafa göz yararız.

Bir gün bunu gerçekleştirmek istiyorum desem. Arabanın içinden zıplayıp hooop boynuna nasıl sarıldı ya. 




Yüzünüzü güldürecek bir replik; 














Derler ve sonraaa;

Bir de bu sahneyeyi yaşayayım sonra ölsem de olur. *.*


Çok uzun bir post mu oldu dersiniz? - Resimlerden dolayı biraz da düzensiz mi oldu ne -  Benim hala içimde kalanlar var ama uykum geldi bunları düzenlerken. :)) Bu arada dilimin de daha samimileştiğini hissettim,niye bilmiyorum. Sanırım bu bloga iyice alıştım. Günlüğü bile düzenli tutamazken her hafta bir şeyler yazmaya çalışıyorum. Seviyorum burayı. Umarım yazılarımla gülümsetebildiğim birileri vardır. Mutlu bir hafta sonu,hayırlı bir yıl dilerim. :)) Utanmasam tüm bayramlarınızı kutlayıp geçiştireceğim dee. :P

* Song Seung Hun ile  Lee Jun Hyuk'u karıştırmışım. Nasıl karıştırdın derseniz ben de anlam veremedim. :D Yazıyı düzeltmeden önce okuyan arkadaşlarımdan özür diliyorum. Bianee,dega çelmutesso. 

*Resimler alıntı,replikler bana aittir. 

11 Kasım 2012 Pazar

Wonderful Radio (2012)

 Okul nedeniyle dizilere yaklaşmaya bir hayli ürkek davranıyorum. Hali hazırda yarım kalan K-pop The Ultimate Audition ve Miss Panda And Hedgehog dizileri var. Ama yaklaşasım izleyip bitiresim gelmiyor. Gerçi annemin artık ders çalış dırdırlarından bilgisayara otursam da pek rahat izleyemem. Tamam biraz haklı olabilir ama hafta içi çalışıp hafta sonu bir kaç bölüm izlesem ne çıkar? Yine alakasız bir konuyla giriş yaptım,çesonheyo :(
Demek istediğim şuydu aslında; dizilere başlayamadığımdan film izliyorum. Evet evet bu kadar basitti. ^_^ 
Dün de 10 Kasım töreninden sonra nasıl bir film izleyeyim diye bilgisayarın başına oturunca  Nabrut'un yeni postunu gördüm.  - Wonderful Radio'dan bahsetmiş daha önce de onun postu ilgimi çekmişti ve Chilling Romance'i izlemiştim. E beğenmiştim de. Hal böyle olunca daha önce görüp izlemeye cesaret edemediğim Wonderful Radio'yu izledim.




Filmin konusuna gelirsek; Jina,bir kız grubu olan Purple grubunun dağılmasıyla şarkıcılığı bırakmıştır ve şimdilerde bir radyoda djlik yapmaktadır. Eski popülaritesi olmamasına rağmen o hala yıldız havalarındadır. Malesef ki popülaritesinin iyi olmaması radyoya da yansır. Radyonun hamile yönetmeni doğum iznine çıkınca fırsattan istifade reytingleri yükseltmek amacıyla işinde iyi fakat bir o kadar da aksi olan Ja- Hyeok radyonun yeni yönetmeni olur. 






   
   Aslına bakarsanız pek iyi bir film çıkmadı ama fena da sayılmaz. Konusu daha iyi işlenebilirdi sönük olmuş diyebilirim. Ben yine de izlediğim için pişman değilim. Çünkü Lee Min Jeong'u Boys Over Flowers'dan beri çok severim. Rol aldığı yapımlarda yabana atılacak cinsten değil. Hem iyi bir oyuncu hemde çok şeker. *.* Diğer başrol Lee Jeong Jin ise bu filmde tanıdım. Halbuki adam 15-20 tane yapımda rol almış. Hiçbirini izlemek kısmet olmamış bana. Çoook yakışıklı falan değil hatta yakışıklı bile değil bence. Ama hani yakışıklı olmasa da sempatik olup kendini sevdiren insanlar vardır ya öyle biri. Özellikle gülerken daha bir hoş ^_^










Filmden bir kaç kare ile son vereyim yazıma. :))




Şimdi söyleyin,bu kız sevilmez mi? 


Bu da Yönetmenimiz



Adamlar orda muhabbet ediyor bu hala You Are My Angel dansı yapıyor
teallam.





*Resimler alıntıdır. 

4 Kasım 2012 Pazar

Chilling Romance ( Ürpertici Aşk ) 2011

Dün gece izledim filmi,sıcağı sıcağına yazayım dedim. Erteledikçe yazılmıyor bir de demek istediğim şeyleri unutuyorum. Ne kadar unutkan olduğumu da çaktırmış oldum. ^^  Neyse başlayayım ben en iyisi. Öhöm öhöm.



- Boş bir evde tek başına yaşadığın halde mi mutlusun?
- Mutluyum.
- Her gün farklı hayaletler sana göründüğü halde mi mutlusun?
- Mutluyum.
- O zaman niye ağlıyorsun?
- Bilmiyorum. Bilmiyorum. Hayır. Hayır. Artık gülebileceğimi sanmıyorum. Çok yorgunum. Hiç mutlu değilim. Bir an bile mutlu olmadım ben. Yalnız yaşayıp yalnız öleceğim. Ölsem bile kimsenin haberi olmaz. O kadın haklı,hangi adam beni sever ki? Kendimi yalnız hissedip hissetmediğimi sordu. Yalnız hissetmediğimi ve tek başıma mutlu olduğumu söyledim. Nasıl kendimi yalnız hissetmem. Bazen günlerce hiç konuşmuyorum. Yaşıyor muyum, ölü müyüm onu bile bilmiyorum. Neden mutlu olduğumu söyleyip duruyorum? Çünkü öyle söylemezsem gerçekten kafayı yiyecek,ölecek gibi oluyorum. Ben de mutlu olmak istiyorum. Bende gülmek istiyorum. "

   Koyu olan yerlerin hikmetini merak eden varsa şöyle açıklayayım; ben de kendime sıkça söylerim bu sözleri. - Evet evet kendimle konuşuyorum ben yaaa. :D - Şu sıralar pek öyle melankolik olmadım Allah'a şükür. Sinirlendiğimde ben de bunları söylerdim kendime,kızardım. O yüzden mi bilmiyorum ama bu replik çok etkiledi beni. Yeo Ri durumunu bu replikle özetledi denebilir. O kadar iyi anladım ki onu. Elbette onun durumu çook daha kötü. Benimki asosyalliğime bir başkaldırı o kadar :D

    Böyle bir giriş yapmak istedim. Şimdi eğer konusunu bilmiyorsanız şöyle kısaca bahsedeyim.


                       


  Yeo Ri lisede bir trafik kazası geçirir. Bu kaza sonrasında hayaletler ona görünmeye başlar. Etrafındakiler bu durumdan korkarak ondan giderek uzaklaşır. Arkadaşları hatta ailesi bile kalmaz. Kocaman bir evde tek başına yaşamaya terk ederler. Adeta yaşayan bir ölü gibidir. Genelde kimseyle konuşmaz. Annesiyle ve bir arkadaşıyla arada sırada telefonda konuşur. O da arada sırada... Hayat onun için böylesine zor ilerlerken bir gün sokakta  izlediği sokak sihirbazı Jo Goo bir tek onun gülmediğini farkeder. Ve bu durum ilgisini çeker. Cesaretini toplayıp takip eder. Bu sırada aklına bir fikir gelir. - Bu arada fikrin geldiği sahne de süperdi :D - ve Yeo Ri'ye kendi şovunda iş teklif eder. Yeo Ri'nin hayatı böylelikle değişmeye başlar.

  Açıkçası ben başlamadan önce korkarım diye tereddütlüydüm. Hiç korku filmi izlememiş izlese etkisinden bir ömür kurtulamayacak bir korkak olduğumdan, karanlık bir ortam varken biri çıkıp höt dese korku filmidir o benim için :D Ama zaten film bir korku filmi değil ve evet ben bile korkmadım. Hep bir hüzün havası ya da korku havası yoktu. Oldukça güldüğüm sahnelerde vardı. Tabi sonlara doğru pek öyle bir sahne kalmadı ama olsun o da normal.

  Filme beni çeken bir başka etken de Son Ye Jin. Kendisinin Personal Taste ve A Moment To Remember yapımlarını beğenerek izlemiştim. Çok şeker ve yetenekli bir oyuncu olduğunu düşünüyorum. Diğer başrolden de bahsetmemek olmaz. Lee Min Ki adını o kadar çok duydum ki ama tanımak bir türlü nasip olmamıştı. Beğersem bu oymuş! :D Im evet oldukça yakışıklı ve karizmatik. :D

Hahahahaha :D Pek bir tatlısın *.*


Demem o ki izleyin çingular. Benden tam puan,çok beğendim.

Şu replikten da bahsetmesem çatlarım. Ve o gözyaşlarının sel olduğu replik;

" Ben o gün neredeyse ölüyordum. Şu an hayatta olmam bir mucize,biliyor musun? Bu yüzden ben seninle çıkmaya korkuyorum. Yalnızken hep arkamda bir şeyler varmış gibi geliyor. Uzandığımda biri gözünü dikip bana bakıyor sanki. Korkudan uyuyamamanın ne kadar yorucu olduğunu biliyor musun? Bundan sonra hiç mışıl mışıl uyuyamayacağım. Ama... Sana ne olacak peki? Ben şimdiden bu haldeysem sana ne olacak? Senin yalnız olduğunu düşünmektense arkamda bir hayaletin olmasını tercih ederim. Korku filmlerindeki kadınlar için ne dediğimi hatırlıyor musun? Aşık olmazlar. Çünkü film yalnız olduklarında daha korkunç olur. Ama senden korkulduğunu düşünmek... kalbimi acıtıyor.  Sanırım sana aşık oldum bile... "

Ve yine sevmesini bilen,sevgisine bayıldığım bir erkek başrol. Yapmayın bunu ya,kıskanıyoruum. Eminim böyleleri sadece filmlerde var. Ben boşa demiyorum keşke bir film karakteri olsaydım diye. ^^

*Resimler ve gif alıntıdır.